top of page

Sadece Elektrik Motorlu Araçlarda ÖTV Oranı ve Hukuki UyuşmazlıklarÜzerine Bir İnceleme

Erva Okumuş
3 saat önce
3 dakikada okunur

Dünyada çevre dostu ulaşım politikalarının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte elektrikli araçlara olan ilgi son yıllarda büyük bir artış göstermiştir. Bu eğilim, yalnızca bireysel tercihlerle sınırlı kalmamış; devletlerin vergi politikalarına da doğrudan yansımıştır. Türkiye de bu dönüşüm sürecine kayıtsız kalmamış; çevreci araçların kullanımını teşvik etmek amacıyla vergi mevzuatında düzenlemelere gidilmiştir. Özellikle Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) bakımından yapılan ayrımlar, çevreye duyarlı teknolojilerin yaygınlaştırılmasında önemli bir

araç haline gelmiştir.


Ancak hukuki düzenlemelerdeki bu teşvik ruhuna rağmen, uygulama düzeyinde ortaya çıkan yorum farklılıkları kimi zaman mükellefler açısından hak kaybına yol açabilmektedir. Özellikle yalnızca elektrik motoruyla çalışan bazı araçlara, teknik yapılarına rağmen yüksek ÖTV oranlarının uygulanması, vergi hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayan sonuçlar doğurmaktadır. Bu yazıda, bu tür araçlar için öngörülen %10’luk ÖTV oranının hukuki dayanağı, uygulamadaki sorunlar ve yargı kararları ışığında değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.


ÖTV’ye ilişkin düzenlemeler 4760 sayılı Kanun’a ve bu Kanun’a ekli (II) sayılı listeye dayanmaktadır. Buna göre yalnızca elektrik motoruyla çalışan, motor gücü 160 kW’ı aşmayan ve vergisiz satış bedeli 1.450.000 TL’nin altında kalan araçlar için %10 oranında ÖTV uygulanması öngörülmüştür. Kanunun 12. maddesi, verginin hangi oranlarda alınacağını açık bir biçimde belirlerken, Anayasa’nın 73. maddesi de verginin yasallığı ilkesini teminat altına almaktadır. Bu çerçevede, vergisel yükümlülüklerin yalnızca kanunla konulabileceği ve değiştirilebileceği belirtilmiş; keyfi uygulamaların önüne geçilmesi

amaçlanmıştır.


Ancak uygulamada özellikle hibrit sistemli ya da benzinli motoru yalnızca elektrik üretimi amacıyla taşıyan bazı araçlarda, “yalnızca elektrik motorlu” olma şartının yanlış yorumlandığı görülmektedir. Bu tür araçlarda esas mesele, araçta başka motorların bulunup bulunmadığından ziyade, aracı fiilen hareket ettiren sistemin ne olduğudur. Eğer benzinli motor, yalnızca bataryayı şarj etmek amacıyla görev yapıyor ve aracın tekerleklerine herhangi bir mekanik güç aktarmıyorsa, bu araçların hukuken “yalnızca elektrik motorlu” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin, Nissan e-Power teknolojisiyle donatılmış araçlarda hareket yalnızca elektrik motoruyla sağlanmakta; benzinli motor ise sadece menzil uzatıcı bir jeneratör görevi üstlenmektedir. Bu tür araçların, mevcut düzenlemeye göre %10 ÖTV oranından faydalandırılması gerekmektedir.


Verginin hatalı tahakkuk ettirildiğine inanan mükellefler için yasal yollara başvurma imkanı da açıkça düzenlenmiştir. Tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde doğrudan vergi mahkemesinde dava açılması mümkündür. Bu süre geçirilmişse dahi hak arama yolu kapanmaz; bu durumda öncelikle vergi dairesine yazılı olarak düzeltme talebinde bulunulması, talebin reddi halinde ise Gelir İdaresi Başkanlığı’na şikâyet yoluyla başvurulması gerekmektedir. Tüm bu yollar tüketildikten sonra yeniden dava açılması mümkündür. Uygulamada, başvuruların genellikle Nakil Vasıtaları Vergi Dairesi nezdinde yapıldığı görülmektedir.


Bu konuda yargı organlarının verdiği kararlar, uygulamada ortaya çıkan hukuka aykırılıkları gidermek bakımından büyük önem taşımaktadır. Danıştay 7. Dairesi’nin 12019/3070 Esas, 2022/506 Karar sayılı içtihadında; yalnızca elektrik motoruyla hareket eden bir araca, benzinli motorun varlığı gerekçe gösterilerek yüksek oranlı ÖTV uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna hükmedilmiştir. Aynı doğrultuda İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nin 2024/845 Esas, 2024/1066 Karar sayılı kararı da, araçta bulunan benzin motorunun sadece elektrik üretimine hizmet ettiği ve tekerlekleri hareket ettirmediği gerekçesiyle, söz konusu aracın "yalnızca elektrik motorlu" sınıfında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha önceki tarihli bir örnekte ise, Danıştay yine benzer özellikler taşıyan Fisker marka bir araç hakkında verdiği 2017/6296 sayılı kararda, benzin motorunun yalnızca menzil uzatıcı olduğu teknik raporla tespit edildiğinden, araç için %80 yerine %15 ÖTV uygulanması gerektiğine karar vermiştir.


Bu kararlar, mükelleflerin haklarının korunması açısından yalnızca örnek teşkil etmekle kalmayıp, idarenin yorumlarının da sınırlarını çizmektedir. Zira vergi uygulamalarında amaç, yalnızca mali kaynak sağlamak değil, aynı zamanda kamu politikalarını teşvik edici araçları doğru bir şekilde işletmektir. Elektrikli araçlara sağlanan vergisel teşvik, yalnızca bir indirim değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliği destekleyen anayasal bir tercihin ürünüdür. Bu nedenle “yalnızca elektrik motorlu” ifadesi, çevre hakkını da gözeten geniş bir yoruma tabi tutulmalıdır.


Sonuç olarak, benzin motoru yalnızca elektrik üretimine hizmet eden ve aracı mekanik olarak hareket ettirmeyen araçların, “yalnızca elektrik motorlu” statüsünde değerlendirilmesi gerektiği gerek mevzuat gerekse yerleşik yargı içtihatlarıyla sabittir. Bu araçlara yüksek oranlı ÖTV uygulanması hukuka aykırı olup, hem mükellefler hem de uygulayıcı idareler açısından yargı kararları yol gösterici niteliktedir. Hukuk devleti ilkesi gereği, vergi uygulamalarının hem kanuna hem de hakkaniyete uygun olarak yürütülmesi

esastır.


Av. Erva Okumuş

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
ChatGPT Konuşmaları Hukuken Gizli mi?

Günümüzde yapay zekâ teknolojileri, hayatımızın hemen her alanına hızla entegre olmaktadır. Bilgiye erişim, yaratıcılık, iş süreçleri ve hatta duygusal destek arayışında, milyonlarca insan yapay zekâ

 
 
 

Yorumlar


bottom of page